27.12.2010

christmas'ın sıcak şarabı meşhurmuş beybiler:))

Selam beybilerr:))
Bugün Christmas'ın son günü:)) Ve bugüne özel dilacık sizinle özel bir lezzetin tarifini paylaşmak istiyor.
"Christmas  special hot wine" - 
Benim yurt dışından da okurcuklarım var onları da düşünüyorum lütfen kıskanmayalım,ay çok seviyorum herkesi:)) Neyse ben sevgi böcüğü olmaktan çıkıp hemen tarifime geçiyorum :))

Malzemeler:
-Şarap tabisi
-Küp şeker
-Tarçın
-Portakal kabuğu
-Karabiber

Efenim şimdi kaç kişiysek o kadar şarabımızı kadehle ölçüp bir tencereye koyuyoruz.. Ve tencerenin altını orta ateşte olacak şekilde yakıyoruz beybiler..Çok açmayın altını en nihayetinde şarap aceleyi sevmez,dinlene dinlene lezzetini bulacak :))  (bak bu cümle çok güzel oldu ayrıca :)
Kaç kadeh şarap koyduysanız kadeh başına 10-15 küp şeker atıyoruz.."Vay efendim ben çok tatlı severim,  düz olsun benim olsun "derseniz şayet,arkam dönükken beş tane daha küp şeker atıverin tencereye :)) Sonrasında içine aromalarımızı eklemeye başlıyoruz tek tek..
Önce iki tatlı kaşığı tarçınımızı ekliyoruz..Kokusu şaraba karıştıkça sizi sizden alabilir dikkat edelim..
Sonrasında bir çay kaşığı karabiberimizi ekliyoruz..(ama tepeleme doldurup işin şeyini çıkarmayalım lütfen :) (neyini? :)Eğer iki kadehlik yapıyorsanız yarım çay kaşığı bile koyabilirsiniz..
Hımm geldik asıl aromatik portakala:) Bir güzel soyuyoruz portakalımızı ,kabuklarını birkaç parçaya bölerek içine atıyoruz tenceremizin..
Yavaaaş yavaş (aaa ları uzattım hani okurken yavaşlığı hissedin diye canlarım :)Bu arada portakalın içini akıta akıta elleriniz yapış yapış olana dek yiyebilirsiniz, biz bakmıyoruz :)
En sonunda  kaynamaya başlıyor..(Eğer sizinki hala kaynamadıysa ocağın altını yakmayı unutmuş olabilirsiniz lütfen kontrol ediniz :)
 İnanılmaz kokular geliyor.. Hafif yaklaşıp kokusunu içimize çekiyoruz" mmmmm yummy" hissi  uyandırmalı içinizde,uyandırmıyorsa biraz daha pişmesi gerek :)
Veee sonunda kaynıyor sıcak şarabımız ve ocaktan indiriyoruz..Biraz dinlendikten sonra servise geçiyorsunuz..Kadehin içinde içinizi ısıtacak sıcak şarabınız ve  kenarına asacağınız bir portakal dilimi ile insanda karşı konulmaz bir teklif haline geliveriyor bu,feci bişi:))Yazımda böyle sıcak teklif, feci kelimeleri  geçtiğinden,benden erotik atraksiyonlar yazmamı bekliyorsanız yanılırsınız beybilerim çünkü biz Andrellamlan içtik şıcak şarabımızı:)) Hatta böyle ev hali,çorapların içinde eşofmanlar şeklindeydik :)) Tamam tamam daha çok iğrendirmeyeceğim sizleri ehehe :))
Siz evde deneyin bakalık!! Artık kiminle olur, nerede olur bilemem ama sıcak şarap sonrası etkileri konusunda yorumları bu postun altına bekliyorum :)
Sevgiler
Dila:)

26.12.2010

İstanbul ve Anadolu şehirleri ...


İstanbul ve Anadolu şehirleri ...
İşte size Sema Bekmez'in Okan Bayülgen'e yazdığı mektup..İnanılmaz gerçekten!! ben de küçük bir yere atanıp kendi dünyamı yaratmak istiyorum!!
internetim olduğu müddetçe her yere gidebilirim!!




"Somali'ye some Ali"

Beybilerim selam:)
Bu sabah pek iyi kalkmadım ben nedense böyle bir keyifsiz,bir kara bulutlu.öylesine uyuzum yani o derece..
Kalktım, kahvaltımı ettim,bulaşıkları makinaya yerleştirdim (evet çok zenginiz biz :))
Geldim bilgişimin başına,tv açtım ses olsun biraz böyle bıcırdasın yanımda diye.. Bir baktım trt haber açık kalmış geceden.."Türkiyeden doktor geldi" diye bir program açıldı,merak ettim ve izlemeye başladım..
Program Somali'ye gönüllü giden doktorlarımızın yaşadıklarını anlatıyor..İnanılmazlar..
Doktor diyor ki "Buradaki doktorların  o kadar çok şeye ihtiyaçları var ki ,Türkiye'den getirdiğimiz veya göndermelerini istediğimiz her şeyi burada bırakacağız,çok fazla ihtiyaçları var.."Hatta diyor ki canım Türk doktorum ben valizimde getirdiğim kıyafetlerimi de onlara bırakacağım  düşünebiliyor musunuz ??
Hakikaten oraya gönüllü giden Türk doktorlarımızı da bundan haberdar olmamızı sağlayan TRT haber kanalında yayınlanan "Türkiye'den doktor geldi" programı emektarlarını da canı gönülden tebrik ediyorum!!


Bu posttan alınacak ilk ders: İnsanlık örneği!İzle, öğren ve sessiz kalma harekete geç!!
Bu yazıdan alınacak ikinci ders: Yok efendim bugün biraz canım sıkkın,şu olmadı bu olsaydı,ne yapıyorsun Dilara ya bi git ya..Açlıkla boğuşan insanlar var,hastalanmaları neredeyse ölümle eş anlamda..sen ne diorsun!!
Bu cümleleri ben kızım dilara sana söylüyorum ,okurcuk sen anla..
Sevgiler efenim :)
Dilala..

25.12.2010

başkaldırı!

"Günlerimi copy/paste ile çoğalttım çıkarıp çıkarıp yaşıyorum" demişti biri bana..Sıradanlığa karşı başkaldırdığımı buna katılmadığım o anda anlamalıydım..
Hiç sevemedim aynı olmayı başkasıyla..Savunurum özgünlüğümü her pahasına,göstere göstere hemde.. Onların ışığı sönükken yazarım ben mesela belki ağlarken belki gülümserken ,onlar sustuğunda konuşurum..Onların dar beyinleriyle dışladıklarına sarılır,yaftaladıklarına katılırım bazen..Sevmezler farklı olanı..Bazısıyla konuşulmuyor hakikaten ve bazılarının da dinlemeyeceklerini biliyorum beni..
Gerçi her zaman söylemek gerekmez bazı şeyler anlaşılır karanlıkta olsan bile..
Başkaldırıyorum, kendime özgün özgürlüğümle işte!

büyü!


Hiç hesapta yoktu büyümek aslında,
bilemezdim bir adım daha yaklaştığımı sona,dizlerim her yaralandığında...

-düş-mek-


"bir başınalığın uykusu bölündüyse bir çığlıkla,
düş gel düşlerinden,bekliyorum!"

akmar,beatles,somon(!) ve kadıköyde bir yalnız


Kitap sevmek ne ilginç şey..
Akmara gidip alık alık bakmak..Kendini yalnız hissettğinden belkide Beatles plağı almak sağdaki dükkandan ve sonra  alternatif kitap arayışı ..aklında bir kitap..neredeyse her sahafa sorup bulamamak.
.Bir anda bir yığın kitapla karşılanmak sadece üç lira olan değerleriyle,en sonuncu kitapçının önünde..Üzülmek yırtılmışlıklarına,itilip kakılmışlıklarına..Yaklaşmak,hepsini düzenlemeye çalışmak çaresizce..Belkide yanılmak o an..bu satırların kaderi bu olmamalı demek ve teker teker birikirmek elinde sevdiklerini..Her satıra nazik davranmak ,sarmak istercesine yaralarını..
İki (salak) kızın gelmesi sonra..Saçma sapan hareketlerini izlemek ..Kitapları fırlattıkları anda içinizden gelen aduket yapma isteği ve bu aşırı uyuz oldum size halinizi sadece "kötü bir bakışla" anlatma çabası..pff
ve telefon..yalnızlık hissini dağıtan dostun sesi..somon ve sıcak şarap teklifiyle gelen mutluluk..
son sahne..
sahafın "ingilazca,ahahha  ne komik" esprisi,gülüşmeceler..
bu da böyle birşey işte..

22.12.2010

Uykudan Önce..


Öyle güzeldin sen..ne de içtendin..
Yanacıklarınızdan öpüyorum derdin..Kuzularım,yavrucuklarım diye hitap ederdin bize..
Hele o şen kahkahan..Senin gibisi gelmedi,senden sonra...ya da öyle içselleştirdik ki seni koyamadık yerine kimseyi..Hababam Sınıfının Hafize anası , Ah nerede'nin evde kalmış kız kurusu Huriye'si..
Hele o masalların ne güzeldi masalcı teyzem..Uykudan önceki masallar..
Bende anlatıyorum çocuklarıma parmak çocuk masalını biliyor musun?..
Çocukken senden dinlerdik şimdi biz anlatıyoruz öğrencilerimize..
Seninle büyüdük yolundan geliyoruz..
Ruhun şad olsun..


ay tutulması gören masum teyze:)

Uvvvvv beybi birileri 21 aralık mı dedi??
Hemmen açıklık getireyim :Her gün birbirinden farklı olsa da bugünü diğerlerinden farklı kılan çok önemli bir özellik daha var tabiki ama 21 Aralık, Kuzey Yarımküre için en uzun gecenin yaşandığı gün.21 aralıkta güneş ışınları Kuzey Yarım küre'ye en eğik açılarla geliyor.Kış mevsiminin başlangıcı olarak kabul edilen 21 Aralık'ta gündüz süresinin uzunluğu güneye gidildikçe artıyor..
21 aralık baya uzun süren bir geceydi benim için de ..Yok sinir yapacakmış,işler ters gidecekmiş ama bana bişi olmadı nedense,olsaydı ne güzel ekşın olurdu ama işte napalım bu sefer böyle olsun :) Kısmet bir dahaki ay tutulmasına demeyeceğim ,Ay yok artık :)
Bana bir şey olmadı ama tabiki bir sürü olaylar oldu torak hareketlendi düşünün..Ben fazla umarsız da olabilirim, mümkün tabi..Önümüzdeki bu altı ay çok çok etkileneceğimiz yönünde söylentiler var..Daha derin araştırma isteyenler yorum bıraksın beybiler..Araştırmacı gazeteci Dilala çıkarsın gerçekleri gün yüzüne :))
Bu arada ay tutulmasının tüm evreleri sadece Kuzey Amerika, Grönland, İzlanda ve Küçük Köprücüklü köyünden izlenebildi.
Ay tutulması her zaman oluyor ama 456 yıl sonra gün dönümüne denk geldi be,siz hala uyuyun :))
Fotoğraf altta :))
Çok önemli not : "456 yıl sonra ay tutulması oldu be,siz hala uyuyun :))"yazmıştım ama bunu hemen canım dostum sayesinde düzelttim ben : )) eee her başarılı bloggerın arkasında süper dostları vardır :))) thanks beybi:)

Hahayt! Korkun benden!

Hahayt!! 
Beni dinleyin beybiler bugün bir özelliğimi daha öğrendim ..
Hangi doğal afetsiniz?? testini çözüyordum ve tabiki merakım o sorulara dayanmamı kolaylaştırıyordu :)) Çözdüm işte a şıkkı,c şıkkı hatta ce-eee şıkkı derken bir baktım sonuçlara: 
:))

Çığmışım ben,korkun benden! nihahahha(kötü kadın kahkahası)

Gürültüye, ses kirliliğine tahammülümüm yokmuş (gereksiz olanına tahammülüm olmadığı söylentileri doğru,ama cıvıltıyı sever dila mesela). Bembeyaz ve pürüzsüz kalmak istiyorsunuz(temiz insanım vesselam ehe). Saflığınıza halel* (halel ne yahu? ay dur buldum aşağıda da yazdım:) getirecek herhangi bir durumda çatlayıp(ahahhaa çatlıyormuşum) dökülüveriyorsunuz. Siz yeniden toparlanıyorsunuz (heralde beybi beni öldürmeyen şey güçlü kılar) ama gürültü kaynağı için iş işten geçmiş oluyor(bak bu fena). Uzaktan bakıldığında o kadar çekici, o kadar zararsızsınız ki gücünüzün farkına kolay kolay varamıyor hiç kimse(özümde melekim ben). Ama huzurunuzu bozacak en ufak bir harekete bütün hışmınızla karşılık veriyorsunuz(vuuuu beybi). En çok daaa bunu sevdim nedense(!) Sizi fark etmek, büyünüze kapılmak çok kolay, ama size kafa tutmaya çalışanın vay haline!...   

sevdim hakkaten süpermişim ben bir kere daha anladım :)Aman efendim çok kıskandım ölürüm bende hangi afet olduğumu öğrenmezsem eğer diyenler için link veriyorum: Ama ne yapıyoruz ? yeni sekmede a-çııı-yooo-ruuuuz:) link :)Vatandaşa Dev Hizmet : Halel kelimesi bozulmak anlamına geliyormuş bunu da söyleyeyim :)sevgiler efendim :)supergirl dila..

21.12.2010

oyyyy yerim:)


       Christmas çok yakında hakkaten geliyor. E yeni yıl  yolda :)

    

Eğlencenin dibine vuracak beybiler için dev hizmet yine yeni yeniden Dilala'dan :)

     Bugün blogları gezerken süper bir tasarımcı buldum..
Kendisi mini şapkalar ve saç aksesuarları tasarlıyor..ben çok beğendim ve bakmak isterseniz diye link veriyorum :))
yalnız ne yapıyoruz
yeni sekmede açıyoruz :))
İşte karşınızdaaaaaaaa
Janineeee Basiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiil :))

19.12.2010

ölü olan balık mı ki?

  

Taklit yaptığını sanırdım suyun üzerinde yan yatan tüm ölü balıkların ..
Bu onların isyan şekliydi derdim dünyaya belki bir de bana özgürlüklerini ellerinden aldığımdan!!Bu yüzden ölen balıklarımı denize atardım hemen,en azından ruhlarını özgürlüğe kavuşturmak istercesine..
   Yaşama olduğu gibi ölüme saygım varmış meğer daha küçük bir kızken..

Kaldırım serçesi'ne ithafen!


Merhabalar efendim..
Bugün 19 Aralık.. O'nun doğumgünü..
Blogumu okuyanlar onu ne kadar sevdiğimi bilirler..Playlistimin büyük bir kısmı onun şarkıları ile doludur.Kaldırım serçesinin, hayatının bir dönemi kör olmuştur,ailesi parçalanmış,bu yüzden sirk ve kerhane gibi "farklı"yerlerde büyümek zorunda kalmıştır ama tüm bunlara rağmen sonunda hayata sıkı sıkıya bağlı küçük kız büyür ve çoğunun idolu olur..
Ruhun şad olsun Kaldırım serçesi!!
Tüm sevenleri için "hiçbir şeyden pişman değilim" diyor Piaf ..
Huzurlarınızda"Non, Je ne regrette rien"..
Sevgiler..






ya sende?

"Benim sandığım tüm kalelerin fethedildiği andı sana koştuğum an endişeyle..Korkumu gizlemek imkansızdı...
Ya sende gittiysen?"

18.12.2010

"etohum" bekleyin beni:)

Heyyy selam beybiler:))
Araştırmacı blogger dila yine yollarda :))
Bir arkadaşımın etohum toplantıları konusundaki tecrübelerini bana aktarmasından sonra bende katılmak  istedim ve harekete geçtim..16 aralıkta etohum toplantısındaydım Microsoft'ta:)
etohum nedir mi?Burak Büyükdemir'in kurmuş olduğu e tohum, girişimcilerle yatırımcıları birleştiren bir platformdur:) Daha fazla bilgi için link vereceğim :) http://www.etohum.com/ ki verdim :)) Yeni sekmede açmanız blogcuğumdan çıkmanızı engeller hatırlatayım beybiler:)
Konuşmacılar Digitouch Ceo'su Yunus Güvenen ve Limango Ceo'su Gülfem Toygardı..O kadar feyzaldım ki, hakikaten fikirlerimi harekete geçirmek için ilk adım olarak görüyorum bu toplantıyı..İnanılmaz başarı hikayeleri dinlemek gerçekten keyifliydi..
Ben de pek yakında yeni projelerim ile karşınızda olacağım!!Fikirler hep vardır önemli olan adım atmak! Ve hatırlatırım ki başlamak bitirmenin yarısıdır!
Bu arada en yakın etohum kampı 25 aralıkta :)) Katılmak isteyen arkadaşlar bu formu doldurarak yerlerini ayırtabilirler:)

çok önemli not: Özellikle Yunus Güvenen'in söylediklerinen aldığım notlara bakılacak olursa,ne olursanız olun sosyal hayatınız yoksa,müzik,resim gibi bir uğraşınız yoksa en yükseğe çıkmanız imkansızdır!!

13.12.2010

offffsayt:)

Selam beybiler,
Geçen gün çok sıkılmıştım,ay efendim daral geldi giyinip dışarı çıkıyorum modumdaydım..Bir baktım ki arkadaşım emre süper bir teklifle aradı beni:)
"Bir emre bir dilaya gel birader (it's mean is bro:) bir gs-gb maçına gidelim" demiş:)) hızlı söyleyin bakim ehe :)
Veee gittik :))
İnanılmaz kar yağıyordu ama biz kapalıdaydık tabikisi de:)üşüdüm  hakikaten ve  bunu o kadar çok dile getirmişim ki emre bir dahaki maça soba ile gelmeyi teklif etti  siz düşünün :) ama tbii bir ara kendimi unutup  "Ah yavrucaklar kar altında top oynuyorlar şortla ay üşümüyorlarmı"şeklinde anneanne moduma geçtim.Aynı anda Emre de onların 11 km. koştuklarını ve kar yağsa bile üşümeyecekelerine dair beni ikna etme çabasındaydı :)
Bilenler bilir, ben genelde takım tutmam.Özellikle bu konuda çok politik davranıyorum :) Beni kim maça götürüyorsa anında onun takımını tutabiliyorum..O gün beni görenler kırk yıllık galatasaraylı sanmış olabilir açıklamamı yapayım sonraki maçlar için :))
Neyse efendim uzun zaman olmuş dilala maça gitmeyeli,minik boyu ile maç izlemeye çalışıyor .Diğer küfür eden abilerin yanında "eşşek kafalı" ile kısıtlı kaldığımdan küfürleri ezik bile hissettim kendimi :))
Bu arada maç 2-0 bitti ve galatasaray yenildi ..Maçın başında yensin diye totem yapmıştım ama bu mağlubiyetin onunla bir alakası yoktur umarım:))
Bir de maç boyunca ofsaytı anlayamamış olacağım ki emre bana ödev verdi soracak ,bu konuda da yardım alsam fena olmaz hani :)
Bana göre ofsayt futbolcuların kendine yakışanı giymesidir:)
Sevgiler.
Dila:)

ps: Maç tekliflerine açığım,çok eğlenir anında çok iyi taraftar olurum itina ile:)

Sende DUR de!!

Veee yeni bir konsept yeni bir proje ile karşınızdayım :) 
Bu aralar pek bir isyana bağlamıştım bir DUR diyesim geldi bir şeylere :))

Sende DUR de!!
"de" ayrı yazılıyor çünkü bu bir eylem!

Yalnız bağlantıyı yeni sekmede açın beybiler:))
Bakalım siz nelere DUR diyeceksiniz?
Buraya yorumları bekliyorum!!
sevgiler:)

ünzile..



Ünzile insan dölü
On kardeş beşi ölü
Büyüdükçe un ufak
Ve gelir de görücü

İnci gibi dişi
Görücü bilir işi
Söğüdüm ağlar gider
Olur hatun kişi

Varmadan sekizine
Ergin oldu Ünzile
Hem çocuk hem de kadın
Onikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile

Yağmuru kim döküyor
Ünzile kaç koyun ediyor
Dayaktan uslanalı
Hiçbir şey sormuyor

Bugün bir Ünzile gördüm İstanbul'umda..Güya gelişen ülkemde meğer şehre inmiş Ünzile'ler..12 sinde evlenmiş 30 yaşındaki halasının oğlu ile, sırf eli eline değdiğinde elektrik aldı diye .O küçük çocuktan elektrik alana adam denir mi..ayağından zincirlemişler kaçmasın diye..bunlara insan denir mi..hayatımda sorduğum en acı "kardeşin mi" sorusunu ona, yanında olan 15 yaşındaki kız için sordum..
Canım yandı ..Çok canım yandı..Ama onun kızı olduğunu bilemezdim..

12.12.2010

wonderful wanderlust hotel

Selam beybiler:)
Bugün bir otel gördüm ki akıllara zarar!
Her zaman tasarım işine meraklı olmuşumdur özellikle dekorasyonda..inanılmaz bir otel varmış Singapur'da:)
Her katında farklı bir konsept geliştirilmiş bunlar uzay,daktilo ,siyah beyaz ve giriş için retro..İnanılmaz güzel tasarımlar var bakmanızı tavsiye ederim.Seçtiğim resim siyah beyaz temasındandır..Bu yazı için fransızca çeviri bile yaptım bilemiyorum artık maksat vatandaşa hizmet :))
Yalnız blogcuğumdan arkanıza bile bakmadan çıkmak istemiyorsanız bağlantıyı yeni pencedede açın şekerler:)
işte wanderlust hotel!!

sevgiler:))

7.12.2010

"cecelia webber"

Farklı tasarımları seviyorum ben !!
 Bunu bir tasarım sitesinde buldum ve inanılmaz sevdim..
Digitalart inanılmaz güzel, photoshop ile yapılıyor:)
Bu tasarımlar ise 

Cecelia Webber 'e ait ..

Dikkatli bakıldığında insan bedenlerinin fotoğraflarını çekmiş tasarımcımız ve bunları photoshop programıyla bir sanat  haline getirmiş..

Gerçekten muhteşemler!!

   

--HospitalcheckerS--

    Heeey!! Beni dinleyin size bir şey anlatacağım:)
Yahu ben yaşlı teyzelere,amcalara gerçekten bayılıyorum ya:) Bunu bilir bunu söylerim :) 
Özellikle anneannem dahil olmak üzere hepsi sinirlendiklerinde daha bir tatlı oluyorlar anneannemden biliyorum:)
Bugün annecikle hastaneye gittik..Her yerde şeker şeker amcalar,teyzeler var haliyle:)Kol kola girip hastaneye geliyorlar:))Ama nasıl güzeller:))
   67 yaşında amcanın biri karşılaştığı arkadaşının yanağını okşuyor hatta hani biz küçük çocukların saçlarını karıştırırız ya öyle yapıyor arkadaşını selamlamak için,ne haber diyor:)) Başka bir tane tonton amca kucaklıyor arkadaşını 70 olmuş yaş ama :)) Havaya kaldırmaya çalışırken,belini acıtıyor bırakıyor yere:D Ama çaktırmıyor da durumu :) Ay nasıl güzeller..
     Hanımlar ayrı vak'a:)) "Ay biz dün kartal araştırmadaydık(hastaneden bahsediyor) baya güzel sistem kurmuşlar çok beğendik ,yarın da çapaya gidelim diyoruz bir de oradaki baksın bakayım, buradaki (doktor)gençti,belki öğrenememiştir,e sonuçta  deneyim önemli :))" diyor ben magmaya:)) Muhabbete bakar mısınız :)
 Hep beraber toplaşıp hastaneye gidiyorlar sonra birbirlerine anlatıyorlar deneyimlerini :) hani gurmeler derler ya şu mekanda şunu yiyin diye :)Benim canım teyzelerim de hastane gurmesi olmuş besbelli:) "Ay şekerim Cerrahpaşanın kalpçisi iyi,Göztepe Ssk'da da gözcü var bitane murat,o çok iyi:) Bana ne kadar iyi bir katarakt ameliyatı yaptı anlatamam,çok da yakışıklı" :))) Gerisini varın siz düşünün..HospitalcheckerS iş başında :)
   Ama hallerini hiç sormayın hastanede..Her ne kadar öncelik onlara veriliyor olsa da bekliyorlar ve beklemek onları yoruyor ve saatler geçtikçe sinirlenip söylenmeye başlıyorlar..
Bende baktım ortam gerildi, bir iki espri yapayım dedim..annecik de ağrı çekiyor, onun kafasını dağıtmak gerek çünkü biz de bekliyoruz..Anneme "Bir şeyler ye de ilacını iç,  öğleden sonraya kaldık, nasılsa kan veremeyeceksin" diyorum mızmızlanıyor haliyle annem çocuk gibi:))Bende dönüp teyzelere diyorum "ah teyzecim ben de bu çocuğumla uğraşıyorum işte " :)) 
Teyzelerin bir hoşuna gidiyor bu tavrım,nasıl gülüyorlar ama kıkır kıkır :)
Neyse efendim:) 
Sonunda muayenemizi oluyoruz , röntgenden randevu almak üzere giderken bir bakıyorum teyzelerden biri arkamdan sesleniyor "Hala çocuğunla mı uğraşıyorsun kızım ay ne zor iş" diye:) Beni bir gülme alıyor haliyle,orada beni dinlemiş de bana laf atıyor,kahkahalar ile:)) Yerim seni ben yerim:))
Aslında hepinizi yerim ya,neden birinizi yiyorum ki sadece:)) iyi ki varsınız:)))
Bu yazımı da benim tontişim olan canım anneanneme hediye ediyorum onu da belirteyim :))
Sevgiler 
Dila:))

Mommy's back:))

aah ah canlar..
birkaç gündür servis dışıydım:) bugün halkın arasına girdim de kendime geldim :) 
mini bir depresyon hadisesi atlattım ki sormayın.yani sanırım depresyondu..
hayatımda ilk kez hönkür hönkür ağladım amaaa geçtii tabiiki.. hatta öyle bir kaybetmişim ki kendimi bu satırları nasıl yazdığımın inanın bilmiyorum ama belli ki benim kafam kabarmış içim çökelmiş:)
uzun zaman yazamadım ..ama bir sor neden yazmadım :)
düşünün ki bu bir örneği sadece,diğerlerini yazsam "bu akşam ölürüm" şarkısının bıraktığı etkiyi bırakacağım ondan korkuyorum:)))
eğlencelik yazılarımlan tekrar karşınızda olmak dileklerimle ,
sevgiler efenim (dilalaya alkıııııışş) ehe :))
selam ver,
vee perde kapanır :D


ay annem ben tiyatroyu da özledim yaa:)buda size ps olsun :))

mini depresyon!!

bazen yalnız kalmak ister insan..kimse olmasın,karanlıkta yalnız..
sadece kendimle olayım..kimseler rahatsız etmesin..
çığlıklar atayım ben ama kimse duymasın sesimi..
hoş,duymuyor da zaten..senden başka hiçkimse anlayamıyor seni..
insanlar bencil..
koymuyorlar karşındakinin yerine kendilerini..
öğüt vermek hep kolay olmuştur zaten..
"düşünme"
"takma kafana"
"geçer ya"
ne kadar kolay..
böylesine söylenmiş sözler gibi,bir iki kelime..ve kelimelerin azlığı kadar umursamaz..
samimiyetinizi yadırgıyorum..çünkü bunu gerçek bulmuyorum..
insanları anlayabilmek için onlara ulaşman gerekir..kendini onun yerine koyman..
kendini onun yerine koyabilmen için de uzaklaşman gerekir bir süre de olsa kendi benliğinden..zordur..
ama anlamanın tek yolu budur..
en yakınların bile yardım edemez sana..yapılacak birşey yoktur evet..
ama ağlamazsın da adam akıllı..üzülürler seni sevenler..
ve sıf onlar üzülmesin diye içine atarsın herşeyi..
topanır yumru olurlar boğazında..nefes alamazsın..kelimelerin de içine akar gözyaşlarına tutunup..
yutkunursun..ama gitmez..
çünkü yapılacak birşey yoktur..

5.12.2010

başlıksız yazı


Efenim merhaba,
tanıyanlar bilir dilacık az kokoş değildir.
Saatlerce ayna karşısında vakit geçirebilir.Hele bir yere gidecekse iki saat öncesinden başlayabilir hazırlanmaya
Kokoş demek görünüşüne daha fazla özen göstermek demektir.
hani bilenler bilmeyenlere anlatsın:)
ama sanırım dila da depresyonda olacak dün gece dostlarıma,
"o kadar canım sıkkın ki canım giyinmek bile istemiyor,makyaj bile yapasım gelmiyor sen düşün"derken buldum kendimi..ama hakikaten elimde olsa ekmek almaya giderken bile pembe pijamalarımla gidesim geliyor.makyaj falan hiiç canım istemiyor..kuaförümün 200m yakınından bile geçesim yok..o derece..
uyuyamıyorum birde..öyle garip hallerdeyim..ya uyuyamıyorumgüneş yatırıyor beni yatağıma,o örtüyor üzerimi..ya ya uyuyorum hep..hep uyumak istiyorum..
kahkahalarla gülerken bir anda ağlayasım geliyor hönkür hönkür..uçlarda yaşıyorum bugünlerde..anlamadım..iyi miyim neyim..
bir kadının depresyonu böyle oluyor demekki..

şunu da anladım ki..hep mutlu oldum ben bugüne dek,
şimdi mutsuzluğu öğrenme zamanı...

ben bir oje süreyim en iyisi,yaptığım bir o var..
napalım geçecek elbet..

3.12.2010

3 Aralık Dünya Engelliler Günü Kutlu Mu Olsun?


"3 Aralık Dünya Engelliler Günü Kutlu Mu Olsun?
Hiç de övgü dolu şeyler yazmayacağım. O kadar laflar hazırladım ki içimi dökeyim gitsin.

Bu ülkede engellilere değer verdikleri yok arkadaşlar.. Şu aralar iş bulmaya çalışan bir engelliyim, bir sürü yere başvuru yaptım. Görüşmelere gittim her zamanki gibi "değerlendirme yaptıktan sonra seni arayacağız" dediler. Daha önce de yazmıştım 2 diploma sahibi, yaptığım işlerde kendimi kanıtlamış bir insanım. Büyük firmalarla çalıştım. Gelin görün ki hep aynı terane "yasal hüküm gereği engelli çalıştırma zorunluluğumuz var sizin yapacağınız iş çay, kahve, temizlik..."..........

İşitme engelliyim ama cep telefonunu açıp bir kere bile "Alo" diyemediğim halde konuşma ücreti alan bir ülkede yaşıyoruz. Bağlı olduğum internet ya da TV kanalı paketi ile ilgili bir sorunum olduğunda işitme engelli olduğumu belirterek şikayet maili atıyorum bana "sizi aradık ama ulaşamadık, bunları telefon ile hallediyoruz" diyen bir ülkede yaşıyoruz. Banka, sigorta, hastane gibi kurumlara tek başımıza gidip bir iş yapmak istediğimizde mimiklerle, göz devirmelerle, işitmediğimizde tekrarlamalarını ya yazmalarını istediğimizde off püff diyerek istemeye istemeye yapan bir ülkede yaşıyoruz.

Bir şeyi hatırlatayım Odiyometri testi için gittiğim hastanenin Odiyometristi bile saygısız davranıyor inanır mısınız? Girdiğim test kabininde bana hiç işitemeyeceğim bir sinyal göndermiş de ben işittiysem düğmeye basacaktım da ee kardeşim işitmeden basmasım işte ne terbiyesizce "duymuyor musun yeeaa" deyip göz deviriyorsun!!!! İşte böyle bir ülkede yaşıyoruz.

Bu seneden pek bir nefret ettim. Bir sürü sahte, saygısız, vicdansız ve şizofren kılıklı insanların saygısızlıklarına ve hakaretlerine maruz kaldım. Mesela köpek sahiplendirmeye çalışan birine mesaj atıp talip olmak istediğimi belirttiğimde "işitme engellisin köpeğin seslerini duyamazsın" diyen bir dangalakla karşılaştım hala çok şaşkınım çünkü bu benim için ilk...

Bin kere söyledim benim kompleksim yok hiç olmadı da.. Engelimiz olsa da bu dünyada yaşamaya siz engelsiz insanlar kadar hakkımız var. Ben bunu her yerde her gittiğim ortamda gösterdim. Müzik dinlediğimi belirttiğimde "nasıl müzik dinliyorsun?" diyenlere rastlıyorum ki verdiğim cevaptan tatmin olmayıp benim "sahtekar" olduğumu belirten insancıklara ne diyeyim:)))) Erkeksen gel mi diyeyim yoksa gel sana o engelli raporumu kıvırıp ....... sokayım mı diyeyim ne diyeyim:))))

BİN KERE ÇARPI BİN KERE DAHA SÖYLEYECEĞİM EVET İŞİTME ENGELLİYİM, MÜZİK DE DİNLERİM, İŞİTME ENGELLİ OLDUĞUMU GÖSTERMEDEN ÇOK DA GÜZEL CAR CAR CAR KONUŞURUM, SIFIR KOMPLEKLİYİM. BUNLARI SİZ BİZLERİ KABUL EDENE KADAR O MİNİCİK BEYİNLERİNİZE SOKMAYA DEVAM EDECEĞİM.

İşte böyle olur 3 Aralık Engelliler Günü konuşması oldu mu olduuuuuuuuuuuu...Bu kadar..."

http://sagirkedi.blogspot.com/2010/12/3-aralk-dunya-engelliler-gunu-kutlu-mu.html

Yeni tanıdığım,gönlüyle yazan Sağırkedi'yi bu yazısından dolayı tebrik ediyorum..
Onun söylediklerinden sonra ben tek kelime edemiyorum ve bana bu muhteşem yazısını yayınlamama izin verdiği için gerçekten ona bir kez daha teşekkür ediyorum!

Sağırkedi!!

Sen hep yaz!!
Biz hep takip edeceğiz!!!
Sevgiler..
Dila..

2.12.2010

eyyy internet!! geldiysen üç kere vur!


değerli ttnet yetkilileri ve sevgili arkadaşlar,

bugün burada toplanmamızın nedeni ttnet yetililerinin,
iki haftadır süren sürekli kopan internet problemimi çözemiyor olması..
ah okurcuklarım ne kadar zor şartlarda yazıyorum blogcuğuma bir bilseniz.
aynı resmi birkaç kez denedikten sonra yükleyebiliyorum sürekli düştüğüm için:(
kendimi köy okullarında şartlar elverişli olmamasına rağmen eğitim vermeye çabalayan öğretmenler gibi hisseder oldum:)
bir an önce yapılsa süper olacak yoksa bir de vınn alacağım yani o derece :)
yazı biterken dilacık ağlamaklı der ki:

"eyyy internettt!!
geldiysen üç kere vurrrr:)"

sevgiler efenim

imza:
emektar blog kraliçesi:)

1.12.2010

yaz..


bende yazmak isterdim dedi..
ben şuna inanırım hep dedim...
ne yazarsan yaz,aptalca ,güzel,harika ,saçma.o cümleler senin..sana ait!!
sen anlatıyorsun seni başkası değil..
hayatını yaşayan sensen anlatması da senden olmalı..yakın bulsan da yaşadıklarını onların..
ihtiyacın olan tek şey kağıt.. bir de kalem..
insanlar aşklarını,nefretlerini başkalarının yaşantıları ile anlatmaya çalışıyor..
oku,ama yaz da..kendin yaz,kendi hayatını..

üç nokta...


üç nokta...
Âşık ve Maşuk birbirinden uzağa düşen iki sevdalının hikâyesi…
Uzaktalar birbirinden ama sevdayı yaşatıyorlar.
Öyle çok seviyorlar ki sevgi sözcükleri yetmiyor hisler dillere bir türlü dökülemiyor.
Mektuplarının sonuna konan bir üç nokta hissedilenleri anlatıyor.
Âşık üç nokta koyuyor Maşuk anlıyor…
ne kadar da derinmiş duygular,anlatımlar..
eskiden sevgililerin mektuplaştığı o güzel zamanlarda,
mektuplar aile büyükleri tarafından da kontrol edileceğinden öncelikle büyüklerin hal ve hatırları sorulur,
havadan sudan konular geçiştirilir ve
mektubun çeşitli yerlerine sıklıkla üç nokta konulurmuş.
mektubun asıl sahibine söylenemeyen "seni seviyorum"lar bu üç noktalara gizlenirmiş.
tıpkı aşık ile maşuk gibi.. ne demek istediklerini noktalarla anlatabilirlermiş.
bir mektupta ne kadar çok üç nokta varsa o kadar çok "seni seviyorum" var demekmiş.
şimdi ise telefon operatörleri bize kullanamayacağımız kadar bedava mesaj hakkı veriyor
-mesajlaşmakla mektuplaşmayı karşılaştırabilirseniz-
ve bizler tüm bunlara rağmen sevgilerimizi sesli harflerin olmadığı "sn svyrm" 'lara sıkıştırmaya çabalıyoruz..
eski zamanlara, - gerçek aşkların ve mektupların- çağına imrenmemek mümkün değil.
toplumsal mesaj verdim sanki ama içime dert oldu belli ki:)

ps: okurcuklardan gelen yoğun istekle ilk nokta ile sonuncu noktanın yerini değiştirdim,layık olmaya çalışıyoruz:))

sevgiler efenim :)

-prospektüs-


pısssssssst
böle kırmızı rujlu dudaklarımla kulağınıza fısıldadığımı farz ediniz:)
evet tahmin ettiğiniz üzre şimdi size bir sır vereceğim ,o yüzden küçük harflerle yazıyorum.isteyenler yazıyı okurken fon müziği olarak bir tatlı kaşığı küçük sırlar dizi müziği ekleyebilir:)

annemin bir totemi vardır iş görüşmelerine giderken karşındakini, istediğin paraya ikna etmek amacı ile mor bir şey takılır.

çünküüüü:
ruhsal esenlik ve sonsuzluğu simgeleyen mor nevrotik*(bu yıldız nevrotiğin tanımı aşağıda demek) duyguları açığa çıkarıyor, bilinçaltında insanları korkutuyor ve bu da sizi daha güçlü yapıyor.
--böö gibi bir korkutma değil ama bu daha sinsi korkutuyor:)--

doğada doğal olarak en az, en nadir bulunan renk olan mor, kırmızının heyecan ve seksiliği ile mavinin huzurunun karışımı oluyor bu da sizi dayanılmaz yapıyor:)
--uuuu beybi:)bende bi hareketlenme oldu bak şimdi:)--

neyse devam edelim bak çok bilimsel şeyler söyleyeceğim dikkat maksimumda beybiler:
tanrıbilim ve psikanalize göre de mor: hermafroditler'i bünyesinde bulunduryor (o ne arkadaşım demeden devamını okuyunuz)
yunan mitolojisinde yarısı kadın yarısı erkek bir tanrıdır bu şey ve iki cinsliliği simgeler.bu yüzdendir ki androjen kişilik var ya, hani cinsel kimlikleri ortada olanlar,onların rengi de mor olarak bilinir:)
e siz mor takınca da karşınızdakini etkilemek adına,patronun erkek yada dişi olmasının önemi kalmıyor:)

yapılan psikolojik testlerde mor rengin ikna kabiliyetinizi ekstra arttırma gibi bir etkisi var mıdır,vardır diyor olmanızı umuyorum.
çünkü bu iş görüşmesine giderken üzerinde mor bir şey bulundurma mevzusu,ailemizce ve sevdiklerimizce defalarca denenmiş faydası görülmüştür:)

tabii "bak mor taktım 5 milyar yapsak şu maaşı" şeklinde uçmayı da,
minik mor bişi takmak yerine mor gömlek giyip ciguli gibi gitmeyi de ,
"benim bir parçam mor olursa daha etkili olur mu nan" diye düşünüp gözünüzü morartmayı denemeyin canım okurcuklarım :)
sevgiler efenim,
dila:)


*nevrotik :doğal hayattan bir hayli uzaklaşmış modern bireyin, hayatını sürdürebilmek için edinmek zorunda kaldığı bir takım takıntı ve saplantılar içeren kişiliğine verilen isim.rahatsız bir kişilik ama kendisini biliyor en azından:)

30.11.2010

amanın daha bir sevdim pink floyd'u




Pink Floyd - Shine On You Crazy Diamond
Of yaaa!İnanılmaz bir şey buuuu!!!
Aşık oldum, çok sevdim, bayıldım ve bunun gibi beğeni cümleleri işte,siz anladınız onu:))) bu Parçayla daha bir sevdim pink floyd'u..Nasıl da kaçtı gözümden :/
sevgiler...

bir bir biri birilerine:)


dilara yucesoy ,lallarallalala tv için istanbuldan bildiriyor:

‎"kasım bittiiiiiiiiiii:) " naraları ile bu ayın bitmesi bazı çevrelerce sevinçle karşılanırken, hala aşkı bulamayanlar için "of ya kasım da bitti" şeklinde üzüntüyle uğurlandı..
ve geçmişi bırak geleceğe bak dedi içimden bir ses ve baktım :
bugün 1 aralık (bu farkındalığımda twitter insanlarının etkisi çoktur)
yaptığım kısa araştırmanın sonuçlarını bildiriyorum:
varan 1: ‎1 aralık 1906 - Dünyanın ilk sinema salonu Paris'te açılmış..
Buradan paris büyükşehir belediyesine teşekkür ediyorum:D

varan 2: 1 aralık 1935 - Türk kadınını siyasal haklarını kazanmış..
yok siyasete girmeyeceğim tabiki ama bu iyi birşey :)

varan 3: 1 aralık 1987 - Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Dünya AIDS Günü'nü ilk kez duyurmuş..
iyi etmiş halkı bilinçlendirmek gerek:D siz yapmanız gerekeniz biliyorsunuz değil mi beybiler:)

varan 4:1999 - Burj Al Arab (321 metre yükseklikle dünyanın en yüksek oteli) hizmete açıldı.
ordaaaa bir burj al arab var uzakta,gitmesekte görmesekte ordaaaaaaaaaaaaaaaaa:)

varan 5: 1 aralık wudi elının(woody allen)da doğum günüymüş
hepi börtdey vudiiiiii hepi börtdey vudiiiii:))) severiz kendisini yani barcelona barcelona filminde ispanyayı bana bir kere daha sevdirdiği için bende onu sevdim :)

ve acı kaybımız..çok severdim..secaattin tanyerli ..sevdim bir genç kadını ve papatya gibisin beyaz ve ince parçaları ile beni benden alan adam..kendisi 1 aralıkta vefat etmiş..tüm sevenlerinin bir kez daha başı sağolsun..

ve son olarak:

‎1 aralık 2010 veeee habertürk spikeri telefonla bağlanan bilir kişiye "haberimize şey ettiğiniz için teşekkür ederiz" dedi. türkçem ne kalde?
türkçemizi türkcheleshtirmeyiniz efenim!

sevgi ve saygılarımla!!

ps:bir bir biri birilerine diye de bir şarkı vardır onu da söylemeden edemeyeceğim:)

sevdim bir genç kadını...



Bir kez daha başımız sağolsun..Şecaattin Tanyerli 94 yılında bugün alzheimer hastalığına yakalanarak vefat etmiş.. Anısına yayınlıyorum..çok severim..Sevdim bir genç kadını..

o gün..



o gün ..
dudaklarımı çerçeveletip duvara asasım gelmişti..senden başkasını öpemeyeyim diye..

tabu..




bugün dediler ki,
yıkmak istiyorlarmış tabularımı..yol geçecekmiş..

kırmızı..


kırmızıydı rengi,evet,
mektubu açarkenki rengi ojelerimin,
defalarca okunan mektubun..
makyajı akmış simsiyah gözlerimden
damla damla dağılmış mürekkep
ve geç alınmış bir not..
"mecburdum.."
ardından alınan telefon..
o artık yok..
ve imzanın önemi kalmadı..
çünkü imzayı atan da yok..
artık okuyan da...

La muti ani:))


efenim yabancı ülkelerde vaftiz töreni diye bir olay vardır:)
bilirsiniz filmlerden falan..vaftiz sırasında verilen her ismin bir isim doğum günü olur sonrasında..yani o isimde olanların doğum günü sayılır o gün :)) ve bu gün de andreea'mın doğum günü:)))saint andreas:)yani bugün romanyadaki bütün andreea isimli olanların doğum günü:)e bende "happy birthday" demek istiyorum andrellama :))
hatta la muti ani sweety:)))

öğrendim..


kayıp rüyalarım vardı benim
Mahalledekilere anlatırken uydurmak zorunda kaldığım ..
yaratıcılığı öğrendim ben ..

kırık oyuncaklarım vardı benim
onarmayı öğrendim,canlarını yakmadan
konuşa konuşa dindirirdim acılarını bez bebeklerimin

bir kumbaram vardı benim
biriktirmeyi öğrendim ama öyle ki
gereksiz doldurursan almıyordu gerekenleri ..boşaltmayı da öğrendim..

bisikletim vardı küçükken kırmızı..
adrenalini tanıdım onunla
düştüm,kalkmayı öğrendim
kızmasın diye babam
ağlamamayı öğrendim düştüğümde..

dostlarım vardı benim
yeraltı canavarı oyunları uydurup oynadığım
klüp evlerinde çikolatalı ekmeğimi paylaştığım
paylaşmayı öğrendim ben..

amacım uğruna çok çalışmayı öğrendim,
belki para kazanmayı..
kağıttan papatyalarımı sattım sınıfta ilk
aç kalmamayı öğrendim babamdan
kimseye muhtaç olmamayı..

ve o kadın..annem vardı benim..
emek kızartmayı,dişlerimi fırçalamayı
kadın olmayı...
ve güçlü olmayı ondan öğrendim birde,
o üzgün olduğunda,karanlıkta rodrigoyu dinlerken...

deniz kabuğu..


onu taşların arasında sakladı küçük kız seneye geldiği orada bulmak umuduyla..uzak kaldı denizden ve deniz kabuğundan sonra..resimler yaptı onun için ,şarkılar söyledi..öyleki güncesinde o vardı..
geri döndü..
taşların yanına yaklaştı ürkekti..
taşlar yerindeydi ama deniz kabuğu yoktu..
o kocaman dalgalarda nasıl savrulduğunu düşündü.
ama hayat böyleydi..
saklasan da sevdiğini sen uzaklaştığında dalgaların götürmemesi olanaksızdı..
yapacak hiçbir şey yoktu ve küçük kız bunu çok erken öğrenmişti..

man-tık-dı-şı


O filmlerdeki dönüp sarılma sahnesi gibiydi aşkımız.
hep son dakika döndük gitmelerden..
Mantık dışı yaşanan ilişki
ve hayatımı etkileyen değişkenlerin olumsuz varlıkları..
Anlamlı olan tek şey o an..O sarılma anı olurdu yine..
ve o gecenin sabahında uyandığında mutlu sadece..
Akşam yine hüzün..aranan hep huzur..
mantık dışı bir ilişki idi bizimkisi ..
bir gittik..bu sefer dönemedik..
ve bu çok anlamlı oldu..

ve aşk..



aşk
sokulduğum an hissetmek kalp atışlarını
nereden geldiğini ,nereye gideceğini unutmak birden
sadece o anda kalmak istemek
çocuklaşmak
ve yine ruhun en soğuk yerinde tuttuğun
çocukluğunun çıkarmak yerinden.
lunaparka gitmek belki..
kaçmak bazen aşk..
dudaklarda seni üzmek istemezdim öpüşü sonrasında
derin anlamlar bırakmak dudaklarına giderken bile..
sonra kavga etmek demek aşk
o son sözleri söylemeseydim demek belkide
anlatılamaz bir rahatlama ve de
bir dakika sonra
daha bir bastırmak göğsüne onu
kavga da gerek aşka ey sevgili,
kavga da gerek..
ve çıkmaza girmek demektir aşk
ne yapacağını bilmemek
tüm yaşanmışlıkları bir hoşçakal öpücüğü ile bitirmek
unutma sevgili
"bitiş"te aşk "başlangıç"ta..

maymun aşkına:)



ya ben maymunları çok seviyorum ne zaman muz yiyecek olsam aklıma hep maymunlar gelir.öyle güzel soyuyorlar ki insan dayanamıyor gülüyor:))
hakkaten kendimi yakın hissediyorum ben onlara galiba..
oww maymun aşkına
neler oluyor bana :D

ben iyisi mi bir muz daha yiyeyim :D hatta şöylee ortasını kabak oyacağı ile oyup..içine ceviz doldurup birde bal akıtayım üzerine..oy oy oy
kim der ki dilala şeker hastasıdır:)napim ama :))
gittim ben :))

29.11.2010

dudak..


dudaklarını bana sakla sevgili
sahte vücutlarla ne yaparsan yap
dudakların benim olsun
kimseyi öpme beni öptüğün gibi
kimseye dokunma dudaklarınla
dudakların..
en sevdiğim yerindi,
her hücrenden öteydi..
sarılışlarında o öpücüktü son bulan boynumda
değerliydi..özeldi..
sahte bedenlerle kirletme bizi
dudaklarını bana sakla sevgili..

.dilarayucesoy.

28.11.2010

örf ne komik bir isim ya:)




ben adetleri çok severim..
toplumun yapısını,o yörenin genel özellikleri hakkında bize çok yakın bilgi veriyorlar.örneğin karadenizlilerin bir adeti vardır.aile bağları çok kuvvetlidir.
o yüzden karadeniz dışına kız vermek istemezler.
öyleki bazı ailelerde akraba evlilikleri bike gözlemlenebilir.
aslında niyetleri kızımız yakınımızda olsun bir sıkıntısı olursa elimiz yetebilsindir.
bazı yörelerde gelinin ayaklarına yakılan kınayı,damat yıkar mesela,damat değer bilsin diye..
evlerine gireken önce tuz,pirinç,ekmek girer ki evlerinin bereketi olsun diye..
hepsinin bir anlamı vardır..severim ben adetleri..
bu arada örf kelimesi hep bana komik gelmiştir, dikkat ettiyseniz kullanmadım:D
aslında takı töreni bile imece düğündür bakıldığında.
yapılan küçük bir tören sonunda, eş dost genç çiftin evlerini kurmalarına yardım etmek için para altın,ev eşyası gibi şeyler verirler.
geçen gün bir adete rastladım.ve çok hoşuma gitti..
genç çifte ayna veriliyor nikah kıyılmadan önce..ve kendilerine bakmalarını,emin olup olmadıklarını netleştirmeleri isteniyor..
günümüzde insanlar yanlış evlilikler yapıyorlar.
bu uygulama bunu önüne ne kadar geçer bilemem ama iyi bişi:)
ben sevdim..yeni adetler istiyorsanız yazılarımı takip edin ve nolursunuz aman çok aşığım hemen evleneyim deyip yanlış evlilikler yapmayın oldu mu bebişim :D

sevgiler
dila

..suskun..


suskundu yalnızlıkları ona gittiğimde..
ısıtılamayacak kadar soğumuştu kalbi..
haykırışları vardı suskun, yalnızlıkları gibi
gözlerinden okuyabileceğimi hissediyordu ki
kaçırıyordu gözlerini masumca
sürekli gülümsüyordu biliyor musun ?
acılarının yüzünden okunmasından korkuyordu belkide..
anlayamadığım bir hal vardı ki..
uzaktan bakınca bile belli oluyordu o..
acıdan mı,korkudan mı..çözülemeyenlerde kalmıştım..
ama o kadar güzel bakıyordu ki..
onun o hali bile evet o hali bile,
onu sevmem için başlı başına bir neden olabilirdi...

Bir Kızıl Goncaya Benzer Dudağın...




türk sanat müziği başka birşey..gerçekten..bir ritüel..ne diyorlar şimdiler..
ruhumuz için bir -tırnak içinde detoks tırnağı kapat- :D
dün bir arkadaşıma rastladım..sohbet ettik uzun uzun ..
herşeyden..ve inanılmaz güzel besteler dinledik türk sanat müziğinin farklı makamlarından..
ama en çok yakındığımız yeni parçaların olamamasıydı günümüz duygusuzluğu yüzünden..
emek verilmeyen şeyin değeri bilinebilir mi?

Bir kızıl goncaya benzer dudağın
Açılan tek gülüsün sen bu bağın
Kurulu kalplere sevda otağın
Kimbilir hangi gönüldür durağın

Her gören göğsüme taksam seni der
Kimi ateş gibi yaktın beni der
Kimi billur bakışından söz eder
Kimbilir hangi gönüldür durağın..

kim sevebilir böyle..kim hissedebilir bu duyguları bu "duygusuzluk"ta söyleyin!!
kimse hissetmezse yazamaz kimse..
ve yazamazsa bizde dinleyip kendimizi bulamayız bir kere daha, onların gönüllerinde..
yakınmanın faydası yok..
sevgilerin anlamı yok..
anlamlar anlamsızlaştı dedi bana o..
bunun üzerine söyleyebilecek cümlem yok..

çok keyifli bir geceydi..ruhumu arındırdım onlardan..
ve derinden de olsa hissetmek güzeldi,en derinden..
veya olmayan şeye özlem duymak belkide..
insan olduğuna dair bir duygu hissetmek..
gerçek bir duygu hissedebilmek hala..

sevgiler..
dila..

26.11.2010

"uçurtma avcısı"


süper kültür insanı bir arkadaşım vardır.çok kitap okur ve çok film izler.bana bir öneride bulundu..
e film önerisini o yapınca hemen dikkate alındı:)
evimizin altında bir dvd center olduğundan hemen kiralayıp izlemeye başladım..
nutellealı ekmeğimi ve suyumu da hazırladım..
Afgan yazar Khaled Hosseini’nin(Halit Hüseyni) aynı adlı çok satan romanından uyarlanan
“Uçurtma Avcısı-The Kite Runner”
filmin başında bir yudum su içmiştim..boğazıma taş gibi oturdu..
izlediniz mi bilmiyorum ama bundan sonrası spoiler içerir söyleyeyim..
efendim film afganistanda geçiyor.
amircan ve hasan adında iki çocuk var.amircan afgan zengininin korkak oğlu..
hasan ise bir hazar türkü.onların yanında çalışan uşaklarının oğlu.
hasan inanılmaz geniş yürekli bir çocuk..ve amircan için herşeyi yapabiliyor.
ve işte size filmden en çok etkilendiğim sahne:
kentte bir uçurtma şenliği yapılıyor ve bu iki çocuk beraber yarışıyorlar ve kazanıyorlar.
zafer uçurtmalarını düştüğü yerden almak için hasan koşuyor.
aldıktan sonra karşısına üç afgan çocuğu çıkıyor ve uçurtmayı vermesini istiyorlar.
hasan, amircana uçutmayı getireceğine dair söz verdiği için çocuklara vermiyor.
ve o üç çocuktan en hain olanı tarafından tecavüze uğruyor..bunun için tecavüze uğramayı bile göze alıyor.
ama en acısını daha sonra görüyorsunuz..
amircan o an onları izliyor ama hiç bir şey yapmıyor..esas korkak kim???
sonraki sahne..
hasanın karlar üzerine damla damla dökülen kanı ve topallaya topallaya eve dönmesi..
inanın bu sahneden sonra hiçbir şeyin önemi yok..
yutkunamadım..
sadece bunu söyleyebiliyorum..
fim boyunca gülümseyebildiğim tek sahne,düğünde dansettiklei sahneydi ama farklı bakış açıları kazanabilmek adına mutlaka okunmalı, izlenmeli..
"uçutma avcısı"

ve anladım ki nutellamın salgılattığı seratonin bile yetmiyormuş dengemi bulmak için :)


dila..

24 cm :))


efendim merhabalar
bugünlerde blogum teyzelerin yemek bloglarına döndü.
evet farkındayım ama beni bu hale getirenler utansın diyorum ve devam ediyorum..
biraz önce tam 24 cm olan bir taze fasülyeye rastladım dolapta ..(dedi naber,dedim iyidir :D)
zeytinyağlısını yapayım demiştim ama 24 santimi 8 parçaya bölerekten ancak yemeğe katabildim..
biraz daha büyük olsa sadece 24 santimlik tek fasülyeyi bile 1 domatesle yemeğe çevirebilecektim.
ah şu hormonlar..
annem çok güzel alışveriş yapar.hepsini tek tek mülakata sokar ve besinlerin doğal olmasına çok dikkat eder:)
hatta öyle ki yemeğin güzelliğinin öncelikle, besinlerin tazeliğine bağlı olduğunu söyler..
ama o gün başka seçeneği olmayacak ki bizim 24cm ve onun gibiler alışveriş filemize girebildi:)
neyse ben yemeğin tabanını yaptım düdüklüde tabiiki..pişmeye bıraktım..
ayy düdüklünün havasını bir görmeliydiniz:)
bir pıstlamalar, tıslamalar türlü atraksiyonlu hareketler falan..
nasıl da sinsiii arkamda :D vallahi tırstım düdüklü tenceremizden..
birazdan altını kapatacağım o,o zaman görecek bana tıslamayı :)
bu arada söylemeden edemeyeceğim: yemek konusunda annem mükemmeldir.
ama şöyle bir durum var ki o kulak,ben de boynuz olarak kendisini geçmeliymişim..
fena değilim yani sadece domatesle aramda özel bir bağ var..koydukça haz alıyorum daha çok koyasım geliyor:))
diğer sebzeleri de seveceğim gün gelecek ve ben o gün daha iyi olacağıma eminim :)
sevgiler.
dila..

25.11.2010

boş siydi:))



Şu film çevirmenlerine hep hasta olmuşumdur.
Çeviri çok ince iş hataya yer var. Kabul! Ama bu kadar olmaz ki arkadaşım:)) Dün yine kanallar arasında yaptığım derin araştırmada (ne araştırması bacım zap o zap)"wicked park " filmine rastladım. İzleyip etkilenmiştim kendisinden ..Ama sağ alta bir baktım "hep seni aradım" yazıyor:D Cd'yi siydi,simlock'u simlok ve bluetooth'u bülütüt yazan yurdum insanlarından doğru çeviri beklemek de ilginç tabi siz de haklısınız.Hey allahım..
Çeviri konusunda da diğer bir olay da şarkılarla ilgili..Özellikle bir fenomen vardır ki: Bob Marley "no woman,no cry" herkes bilir..
O kadar çok çevirisi yapıldı ki : Benim bildiğim kadarı ile
"hayır kadın ağlamak yok" doğru olanı..Ama bazıları da "kadın yok ,ağlamak yok" der..Bu yanlış olandır..Bu konudaki araştırmalarıma göre son bomba Nihat Doğandan geliyor:
"ağlamayana kadın yok ":)Bayılıyorum bu adama..
Esen kalın efenim..
Dila..